GÜNCEL

Tasarımlarım

Saç Modelleri

Çocuk Gelinlikleri

7 Şubat 2010 Pazar

Modacı Siren Ertan Çarmıklı: Anneannemle hacca gideceğim

Modacı Siren Ertan Çarmıklı: Anneannemle hacca gideceğim
'Siren Ertan İstanbul' markasıyla moda dünyasında olan Siren Ertan Çarmıklı, başarısının sırrını hayatındaki dengeye bağlıyor.

Sosyal sorumluluk projelerine de devam eden Ertan'ın planlarından biri de anneannesiyle birlikte kutsal toprakları ziyaret etmek.

Evliliği, moda dünyasına girişi, hastalığı, katıldığı davetler çok konuşuldu. Kimi yaşadıklarını peri masalına benzetti, kimi de 'azmin zaferi' dedi. Şimdilerde Nişantaşı'ndaki atölyesinde harıl harıl çalışan Siren Ertan Çarmıklı'yla siyasetten modaya, evlilikten projelere kadar pekçok şeyi konuştuk.

Moda dünyasında tutunmak zor derler. Atölyenizi açarken bu endişeyi taşıdınız mı?

Hayır hiç kaygım olmadı. Başaramayacağımı düşünseydim hiç başlamazdım zaten. İlk zamanlar espri yapıyordum; tasarladıklarımı hiç kimse giymese sadece kendime diksem bile kârdayım diye. Ama bugün Türkiye'nin her yerinden, hatta yurt dışından bile müşterilerim var.

İşle birlikte evlilik nasıl yürüyor?

Eşim ve yuvam her şeyden önce gelir. İşimde büyüyebilirim ama eşim buna müsait olmadığı için yapmıyorum. Ayrı seyahat etmemi ya da akşam 8'den sonra çalışmamı istemez. Ben de her şeyi dengede tutmaya çalışırım, çünkü Gökhan'ı dünyadaki herkesten çok severim.

Gündemi yakından takip ediyor musunuz? Eskiden konuşulamayan birçok şeyin gündeme gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet ama bazı şeylerin çok fazla konuşulması da beni üzüyor. Mesela başörtüsü. Anneannem, çalışanlarımın yarısı, bazı arkadaşlarım başörtülü. Bunun siyasetin içine girmesini, bir sorun olarak görülmesini ve konuşulmasını gereksiz buluyorum. Benim için ülkemin öncelikli sorunları; yoksulluk, terör ve dış politikadır.

Bir röportajınızda "Hâlâ ayrımcılık yapılıyor, utanıyorum." demişsiniz. O günlerden sonra çok şey değişti, şimdilerde ayrımcılığın azaldığını düşünüyor musunuz?

Dünya var olduğundan beri ayrımcılık bir şekilde mevcut ne yazık ki. Ben İzmirliyim. Bizler orada Rumlar, Levantenler, Müslümanlar, Museviler, Arap ya da Kürt kökenli arkadaşlarımızla hepimiz birlikte büyüdük. Belki de o eski İzmir modeli incelenmeli.

Ama bu bir Türkiye tablosu. İzmir'e özgü bir şey değil ki.

Bu insanlar onca yıl bir arada mutlu yaşadılar, demek ki bir yolu var. Yeter ki provokasyonlara gelmeyelim.

Moda Tasarımcıları Derneği açıldığı zaman 'modacı kimdir' diye çok konuşuldu ve size de epey eleştiri geldi. Modacı kimdir sizce?

Bir Houte Couture atölyesi sahibiyim. Her aşamada tüm detaylarla ilgilenirim ve işimde çok iyiyim. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Kimin daha çok ürettiğine ve tercih edildiğine bakalım.

Bu işi hobi olarak mı görüyorsunuz?

Hayır bu benim için tamamen bir iş. Para kazanırken çok da zevk almamın ötesinde, istihdam sağladığım için de çok sevdiğim bir işim var.

Herkes sabah kalkıp işine gidiyor belki ama emeğinin karşılığını alamıyor ya da temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor...

Evet, şartlarımız birçok kişiden daha iyi olabilir. Ama hayat imrenerek geçmez; o zaman benim de benden varlıklı ya da farklı bir konuma sahip insanlara gıpta etmem gerek. Mesela Cumhurbaşkanı'nın eşine. Hem benim acılarımın başkasınınkinden daha çok olmadığını nereden biliyorsunuz ki.

Nedir peki?

O benim acım, bana özel kalmalı. Zor durumdaki insanlar hakkında ne düşündüğümü sorarsanız vicdanım ortada zaten. Dünyada yalnız yaşamadığımın farkındayım. Birileri hayatta üzerine düşen sorumlulukları politikayla, siz gazetecilikle, ben de 10 yıldır sosyal sorumluluk adına çalışarak yapıyorum.

Siyasete girmeyi düşünüyor musunuz?

Bizim evimizde politika çok konuşulurdu. Küçükken politikacı olmayı isterdim ama 20'li yaşlara geldiğimde buna fiziken ve ruhen uygun olmadığımı gördüm. Amaç faydalı olmaksa bunun sosyal sorumluluk projeleriyle ve üreterek de yapılabileceğini düşündüm.

Teklifler var mı?

Hayır. Siyasete yakın tanıdıklarım; "Siren, sen güvenilecek bir insansın bu çok önemli, siyasete girmelisin." diyorlar ama düşünmüyorum.

Bir yerde "İyi giyinmek iyi bir iş için gerekli." demişsiniz. Giyime gerektiğinden fazla anlam yüklediğinizi düşündünüz mü?

Söylediklerim farklı anlaşılacak şekilde yansıtıldı. Bir cerrah gibi hayat kurtaramıyor, bir öğretmen gibi hayata yön veremiyorum. Ama iyi ve doğru giyinmek hayatınızı çaktırmadan etkiler, işte ben bu aşamada varım. İş başvurusuna yanlış bir kıyafetle gidip muhteşem gelişebilecek kariyerinizden mahrum olabilir ya da hayatınızın aşkı olabilecek kişiyle randevunuz için seçtiğiniz yanlış kıyafetle, ömür boyu sürecek mutlu bir evliliği kaçırabilirsiniz.

Al Gore'un 'Uygunsuz Gerçek' belgeselinden çok etkilendiğinizi söylemişsiniz. Burada dünyadaki iklim değişiklikleri ve alınabilecek önlemler anlatılıyor. Siz doğal kaynakların korunması için ne yapıyorsunuz?

O güne kadar sivil toplum kuruluşlarında sağlık ve eğitim alanında çalışıyordum. Belgeseli izledikten sonra çevreye de ağırlık verdim. Bu dünya sadece biz insanların değil. Artık evin içinde dolaşıp yanan lamba var mı diye bakıyor, suyu daha dikkatli kullanıyorum.

'Mutluluk Ormanı' projeniz vardı. Sonuçlandı mı?

Evet, Seferihisar yangınından çok etkilenip tasarladığım bir projeydi, Ege Orman Vakfı'yla beraber gerçekleştirdik. Planladığımızdan daha fazlasını topladık. 1 orman diye başladık, sanırım 2,5 oldu. Heyecanla ilkbahardaki ağaç dikim törenini bekliyoruz.

Bir dönem kanser tedavisi gördünüz. Bu süreçte neler yaşadınız?

Benim Allah'a duam her zaman aynıdır. O zaten her şeyi görüyor ve biliyor, ben ona daha ne anlatırım ki diye düşünürüm. Ayrıca benim için gerçek ibadet; onun verdiği canı, bedeni, beyni ve ruhu, bana verdiği süre içinde en iyi şekilde değerlendirmek, maksimum performansta kullanmak, kendimi geliştirmektir. Bu yüzden sadece iyileşmeye odaklandım.

Hastalık veya sıkıntı zamanlarında insanların Allah'la irtibatı farklılaşır. Sizde böyle bir şey oldu mu?

Yakın zamanda anneannem kardeşini kaybetti. Bu onu yıktı ve ölüme daha da yaklaştığını düşünmeye başladı. Birlikte bir yere gitmeyi teklif ettim; o da 'Seninle hacca gitmeyi çok isterim.' dedi. 'Önce umreye gideriz' diye düşündüm, ama bu yılı çok hasta geçirdi. Doktoruyla konuşup hangisinin ona daha uygun olduğuna karar vereceğiz.

Bir dönem üzerinize çok gelindi, şimdilerde nasıl?

Bu ülkenin gerçeği. Benim başıma gelmiyor sadece. Kıskançlık, dedikodu ya da kendini geliştirip bir yere taşımak yerine etraftaki insanları aşağı çekip yukarıda görünme düşüncesi var genel olarak. Artık yaşlanıyorum, 40'a yaklaştım, çok şükür ki şu aralar çok uğraşmıyorlar!

ZAMAN

2010 Evlilik Fuarı'nın yarın son günü

Evlilik hazırlığı yapanları kuşkusuz zorlu günler bekler. Seçeceğiniz gelinlik ya da damatlıktan ev eşyalarına kadar her ayrıntıyı düşünmeniz ve günlerce gezmeniz gerekir.

Çünkü tüm ihtiyaçlarınızı bir arada bulmanız mümkün değildir. Tabiî ki fuar günleri dışında...

Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda açılan, "Evlilik Dünyası 2010 Fuarı" 5 Şubat'ta başladı. Her yıl evliliğe adım atacak 33 bin çifte rehberlik eden fuarın bu yılki konsepti, "Geçmişten günümüze İstanbul gelinleri". Songül Sarpbaş'ın defilesi ve Zeynep Beşerler'in mankenliği ile açılışı yapılan fuarda, İpek Tanrıyar da kına seremonisi gerçekleştirdi. Evlenecek çiftler için 2 gündür çeşitli etkinliklerin sergilendiği evlilik fuarının yarın son günü. Fuarda; ev dekorasyonundan takılara, davetiyelerden balayı seçeneklerine, düğün pastasına, nikâh şekerlerine, düğün mekânı seçimlerine kadar evlilikle ilgili tüm ihtiyaçlarınızı bulabilir, fiyatlar hakkında bilgi edinebilirsiniz. Sizin için yaptığımız ufak çaplı araştırmaya göre; gelinliklerin fiyatları bin 500 liradan başlıyor, 10 bin liraya kadar çıkabiliyor. Nikah şekerleri 50 kuruş-3,5 TL arasında değişiklik gösterirken, davetiyelerin 100 adedi 40-500 TL arası seyrediyor. Damat Ceremony, Koza Davetiye, Altınbaş, Atasay, Akay Gelinlik ve Pronovias Gelinlik gibi büyük firmalar da fuarda yer alıyor. Nikâhınızı fotoğraflayabilecek hikâye fotoğrafçıları olduğu gibi, üzerinde resimlerinizin olabileceği kurabiyelerden nikâh şekeri yapan B&S Kurabiye gibi firmalar da var. 2010 yılında evlenmeyi düşünüyorsanız, Evlilik Fuarı'na mutlaka göz atmalısınız. ZAMAN

ESRA KESKİN
07 Şubat 2010, Pazar

İstanbul'un 5 asırlık geçmişi bu haritalarda saklı

İstanbul'un 5 asırlık geçmişi bu haritalarda saklı
Kitapta yer alan haritalar, baskı tekniklerinin gelişimini de gözler önüne seriyor.
İstanbul'un 1422'den 1922'ye kadar beş asırlık hikâyesini gözler önüne seren 100 nadide harita 'İstanbul Haritaları' adlı bir kitapta toplandı.

Geniş bir koleksiyondan seçilen bu haritalarda İstanbul'un, Bizans'tan Osman-lı'nın son günlerine kadar yaşadığı değişiklikleri görmek mümkün.

Evliya Çelebi'nin naklince İstanbul'un ilk banii Süleyman Peygamber'dir. Okyanus denizinin Ferenduz adasındaki Sidon adlı gururlu padişaha haddini bildirdikten sonra kızı Aline'yi esir eder. Aline'nin isteği üzerine Atina'da Temâşâlık adında bir köşk yaptırır ve kızı orada bırakır. Kendisi de İstanbul'a gelir. Hünkâr bahçesinde (ki Sarayburnu denilen yerdir) çadırını kurdurur. Burasını çok beğenen Süleyman Aleyhisselâm, Sarayburnu'nda bir de saray inşa ettirir ve İslâmbol toprağı için 'Dünya var oldukça mamur ve şenlik ola' diye dua eder. Bir müddet sonra da Arz-ı Mukaddes'e gider. Tarihçilere göre ise milattan önce üçüncü binin başlarından itibaren bu bölgede yerleşimler mevcuttur. Bu konudaki en sağlam bilgi, milattan altı yüz küsur yıl öncesine dayanır. Bu tarihte Orta Yunanistan'daki Megara kentinden gelen Yunanlılar, Sarayburnu'nda bir koloni kurmuşlardır. Yeni kurulan şehrin adı Byzantion'dur. Yaklaşık bin yıl sonra İmparator I. Konstantin, Roma tahtını ele geçirir ve ileride kendi adıyla anılacak olan Byzantion'u payitaht olarak seçer. Fatih'in 'İslâmbol'u almasıyla şehir el değiştirir, ama Osmanlı'nın tarih sahnesinden çekilmesine kadar payitaht olma konumunda değişiklik meydana gelmez. Günümüzün milyonlarca insanı sokaklarında barındıran 'metropol'ünün 'hayat hikâyesi' kısaca böyle.

İstanbul'un 1422 yılında çizilen haritasında şehrin oldukça boş olduğu dikkat çekiyor.

Peki eski İstanbullular, İstanbul'un nerelerini mekan tutmuşlardı? Şehrin yerleşimi zaman içinde nasıl değişime/gelişime uğradı? Tarihlerde/hatıralarda okuduğumuz binaların yerleri neresiydi, görüntüleri nasıldı? Çok gerilere gidemesek de 1400'lerden itibaren bu şehri görünür kılan önemli görsel kaynaklar var elimizde: Haritalar. Ağaoğlu Şirketler Grubu'nun sponsorluğunda Denizler Kitabevi tarafından yayımlanan devasa boyutlu 'İstanbul Haritaları 1422-1922' adlı kitap, çeşitli tarihlerde hazırlanmış yüz haritalık bir koleksiyonu araştırmacıların, İstanbul sevdalılarının hizmetine sunuyor. Ayşe Yetişkin Kubilay'ın imzasını taşıyan kitapta haritalara özenle kaleme alınmış Türkçe ve İngilizce metinler eşlik ediyor. Her haritanın üzerinde bizzat haritayı hazırlayan kişinin ya da o dönemin gezginlerinden birinin hatıratından kısa alıntılar yer alıyor. 'İstanbul Haritaları' kitabı, gravür tekniğiyle hazırlanmış İstanbul'un nadide haritalarını bir araya getirirken, tahta baskıdan taş baskıya kadar basım tekniklerinin gelişimini de gözler önüne seriyor.

Haritaları hazırlayanların kimi İstanbul'u bizzat görerek çizmiş, kimisi başka haritalardan ve hatıralardan yararlanmış. Bazı haritalar yalnızca harita olarak hazırlanmış, bazıları bir sanat eseri olarak düşünülmüş. İçinde sadece coğrafi konumu veren de var, binalarıyla, insanlarıyla bir şehri resmeden de. Haritaların son birkaç örneği hariç hemen hepsi, yabancıların imzasını taşıyor.

Kitaptaki ilk harita 1422 tarihli. Bilinen en eski İstanbul planı. Chiristoforo Buondelmonte tarafından hazırlanmış. Bizzat İstanbul'a gelerek hazırlamış haritasını Buondelmonte. İstanbul'un fetihten kısa bir süre öncesini gösteren harita, harap bir şehrin görüntüsünü aksettiriyor. Buondelmonte da zaten Latin istilası görmüş İstanbul'u 'çok talihsiz bir kent' olarak tarif ediyor. Ayasofya'nın sadece kendisinin ayakta kaldığını, kiliseye ait diğer yapıların yıkıldığını, sarnıçların bir kısmının kuruyup kullanılamaz hale geldiğini anlatıyor. Haritada dikkat çeken bir görüntü de o zamanlar Suriçi'ni bir baştan bir başa bölen ama günümüze bir damlası ulaşmayan Lykos deresi.

Braun ve Hogenberg'in Constantinopolis haritasında ise ilk kez bir Osmanlı şehrini izliyoruz. Topkapı Sarayı ilk binalarıyla Sarayburnu'na kurulmuş, Ayasofya'ya minareler eklenmiş, Beyazıt'ta Eski Saray yapılmış, Fatih Külliyesi inşa edilmiş. Hipodrom yarı yıkılmış olarak ayakta. Bizans İmparatorları'nın son mekanı Edirnekapı'daki Tekfur Sarayı da o yıllarda tam anlamıyla mamur. Haritanın farklı baskılarında etrafına padişahların portreleri sıralanmış. Prokopius, haritasını İstanbul ve civarını adım adım ölçerek hazırlamış. İşin ilginci, bu çizimler günümüzün modern teknikleriyle hazırlanan haritalara çok yakın. Şehrin ilk bilimsel ölçekli haritası ise 1786 tarihini taşıyor.

1782'de Tomas Lopez, İstanbul'un yangınlarını çizmiş, Bertrand Bareilles yangın sigorta planlarını. Necip Bey'in 1914-1918 arasında hazırladığı 15 paftalık haritalar şehri sokak sokak gösterirken Mühendishane-i Berri-i Hümayun öğrencilerinin ortak imzasını taşıyan harita İstanbul'da o denimde mevcut 824 camiyi tek tek gösteriyor. 'İstanbul Haritaları kitabı, ulaşılması zor pek çok kaynakta yer alan bu önemli belgeleri iki kapak arasında toplayarak İstanbul sevdalılarına büyük hizmette bulunuyor. ZAMAN

ÖZGE YALIN
06 Şubat 2010, Cumartes

Kışın sıcak indirimleri

Kışın sıcak indirimleri
Kışlık ürünlerde indirimler başladı. Eğer bütçeniz uygunsa ihtiyaçlarınızı karşılamanın tam zamanı.

Çünkü şu günlerde 100 TL'ye alabileceğiniz ayakkabıya seneye 200 liradan fazla ödemek zorunda kalabilirsiniz. Mesela İnci'de 399 TL'ye satılan çizmeler 139 TL'ye düşmüş.

Kışın en çok hissedildiği günleri yaşıyoruz. Birkaç hafta sonra, dondurucu soğuklar geride kalmış olacak ve martın gelmesi ile birlikte bahar ayına gireceğiz. Soğuk günler bitiyor diye yıpranan botlar veya bedeninize dar gelen kabanlarla idare etmek ve ihtiyaçlarınızı seneye bırakmak niyetindeyseniz bir kez daha düşünebilirsiniz. Çünkü bütün mağazalarda fiyatlar dibe vurdu. Kiminde yüzde 50, kiminde yüzde 70 indirim uygulanıyor.

Sezonunda 200 lira vermeniz gereken kabanlar 100 liraya; 250 liraya alabileceğiz botlar 100 liraya düştü. Tabii daha uygun fiyatlara bulabilmek de mümkün. "Uygun ama seneye modası geçer mi?" endişesi taşıyorsanız, daha sade, şatafatlı olmayan fakat şık görünümlü giyecekleri tercih edebilirsiniz. Kaban, mont, bot, çizme gibi giyeceklere her kış ihtiyacınız olacağından, indirimdeyken almak bütçenize katkı sağlayacaktır. Aksi takdirde bir dahaki yıl aynı kalitedeki ürüne iki katından daha fazla para ödemek zorunda kalacaksınız.

İndirimler başladı, etiketler yarıya indi diye ipin ucunuda kaçırmamak gerek. O zaman "bütçeme katkı sağlayayım" derken zararlı çıkarsınız. Yalnızca ihtiyacınız olanı almak, akıllı bir alışveriş olacaktır. Şunu da belirtmek gerekiyor ki, indirimlerde bedene ya da zevke uygun ürün her zaman bulunamayabiliyor. Bu sebeple ihtiyacınız olan giyeceği zevkinize uymuyorsa almaktan kaçının. Yoksa o giysi de giymediğiniz diğer kıyafetleriniz gibi dolabınızda eskir.

Hangi markada ne kadar indirim var?

LCW Waikiki'de yüzde 50'ye varan indirimler uygulanıyor.

Collezione'da 4 farklı indirim var. Yeşil etiketli ürünlerde yüzde 30, morlarda yüzde 40, turuncularda yüzde 50, kırmızılarda yüzde 60 indirim uygulanıyor.

Bot, çizme ya da ayakkabı bulabileceğiniz İnci mağazalarında, bazı ürünlerde yüzde 55, bazılarında yüzde 65 indirim var. 399 TL etiketli bir çizmeyi yüzde 65 indirimle 139 TL'ye alabiliyorsunuz. 249 lira değerindeki botlar ise 99 liraya kadar düşmüş.

Derimod'da 249 TL olan çizmeleri 99 TL'ye alabiliyorsunuz. Ayakkabılar yüzde 60 indirimle ortalama 69 TL. Botların yarı fiyatı ise 99 lira civarında.

Polaris'te de tüm çizme, bot ve ayakkabılarda yüzde 60 indirim devam ediyor. Ayakkabılar 40-100 TL, botlar 40-125 TL, çizmeler 55-150 TL, çocuk ayakkabıları 15-80 TL arasında.

Kiğılı'da da yüzde 60 indirim uygulanıyor. Her 500 liralık alışverişe 125 TL hediye çeki veriliyor. 99 TL'ye takım elbise ya da mont alabiliyorsunuz.

Crispino'da ise takım elbiselerin fiyatları 99 TL'ye kadar düşerken, 89 liraya ceket, 79 liraya kaban, 29 liraya pantolon ve 19 liraya gömlek bulabilmek mümkün.

Damat'ta da yüzde 30 indirimin yanı sıra her 100 TL alışverişe 50 TL hediye çeki hediye ediliyor.

Aker'de tüm ürünlerde yüzde 50 indirim devam ediyor. Mantolar 150-170 TL arasında değişiklik gösterirken, kabanlar 120 ve 150 TL aralığında seyrediyor.

Pierre Cardin'de de yüzde 50 indirim var. Sezon başında yaklaşık 300 TL olan takım elbiseler şu anda 139 TL, 489 liradan 199 TL'ye inen kabanlar olduğu gibi, gömlekler de 79 liradan 49 TL'ye düşmüş.

Journey'de ise 189 TL etiketli ceketleri 94'e, 159 TL değerindeki hırkaları 50 liraya bulabiliyorsunuz. Bunun yanında fiyatlar pantolonlarda 89'dan 44'e, eteklerde 79'dan 39'a, trençkotlarda ise 199'dan 99 TL'ye kadar düşmüş. ZAMAN

ESRA KESKİN
30 Ocak 2010, Cumartesi

Pofuduk mont, her yıl moda!



Her şeyin modası geçiyor ama pofuduk montlar, hiçbir moda akımından etkilenmiyor. Çünkü kışın yağmurundan, soğuğundan en iyi bu montlar koruyor.

'Kalorifer giysi' diye boşuna demiyorlar. Rugan kumaşlı pofuduklar sezonun gözdesi. Sadece karlı günlerde değil, okula, işe ya da yürüyüşe çıkarken de rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Kaz tüyü olarak bilinen pofuduk mont ve kabanlar bu yıl da kışın vazgeçilmez kalorifer giysilerinin başında yer alıyor. Bu tarz montların suyu ve soğuğu içeriye geçirmemesi, kış mevsiminin çok daha sıcak geçirilmesine yardımcı oluyor. En soğuk havalarda bile bu montlar sizi sıcacık tutuyor. 2010 kış koleksiyonunda montlar spor bir tarz sergiliyor olsa da uzun boy seçenekleri daha klasik görünebiliyor.

Pofuduk montların kapitone dikişli kısa ceket stili olanlar takımlarla dahi kullanılabilecek kesimlere sahip. Çocuk koleksiyonlarında canlı renkli olanların yanı sıra ekoseli, rengârenk desenli ve nakışlı olanları dikkat çekiyor. Şık bayanlar için ise farklı tarz dikişleri olanlar ve renkli astarlı tasarımlar beğeni topluyor. Su geçirmez kaplamalı kumaşlar bu sezonda rugan kumaş gibi oldukça parlak olarak karşımıza çıkıyor. Kapüşon ve kürk detayları sezonun olmazsa olmaz ayrıntılarını anlatırken, yelek olabilen fonksiyonel tasarımlar kullanım alanlarını artırıyor.

Bu sezon koleksiyonlarda fonksiyonellik dikkat çekiyor. Kapüşonu çıkarılabilen, iç poları ayrı giyilebilen, yahut uzun iken pratik bir çözümle mont şeklini alabilen pofuduk kabanlar sadece kar yağışlarında değil, sabah okula, işe ya da yürüyüşe giderken de kullanılabilecek kadar kullanışlı. Su geçirmeyi engelleyici özel işlem uygulanan kumaşlar, silikon, elyaf ve saten astarla sağlamlaştırılarak soğuk havalar için hazırlanıyor. Montlarda beyaz, siyah, pembe, gece mavisi, grinin tüm tonları, kırmızı, haki ve kahve renkleri dikkat çekiyor.

Bayanlar için kendinden kemerli kesimler ve cep detayları ilgi görüyor. Pullu degrade işlemeli olanları parıltıyı seven hanımlar için tercih edilirken çocuklara komple baskılı ve armalı tasarımlar hazırlanmış. Bu kadar korunaklı giysiler olmasına rağmen kabarık montlarda hareket kabiliyeti kısıtlanmayacak detaylar düşünülmüş. Unutmayın, her şeyin modası geçiyor, ama puf montların geçmiyor.

Takım elbiselerde kravat yok mendil var

Bu yüzyılda unutmaya başladığımız mendiller günümüz modasının dürtmesi ile süslendi püslendi, renklendi modernleşti ve en şık ceketlerin dahi yakalarına iliştiriliverdi. Kravat karşıtı genç beylerin, bakımlı işadamlarının vazgeçilmezleri arasına giren yaka mendilleri modern yaşamın ayrılmaz bir parçası oldu. Osmanlı'da olduğu gibi üzerine şarkılar, şiirler, duygular yazılır mı bilemeyiz ama tıpkı o dönemlerdeki gibi el, yüz silinen bir parça olarak kullanılmayacağı kesin.

Erkeklerin az ve öz olan aksesuarlarından biri olan mendiller uzun bir aradan sonra yine moda sahnesinin en parlak yıldızlarından biri. Mendil derken kravatların yerini alan ceketlerin sol üst cebinde şıklık adına duran mendillerden söz ediyorum. Uzun bir süre kâğıt mendil furyası altında kaybolan mendillerin, erkek ceketlerinde göğüs cebinde durmasına neden olanın kadınlar olduğunu biliyor muydunuz? Zarif ve centilmen beylerin olmazsa olmaz aksesuarı mendilleri aslında kadınlar için taşıyorlarmış. Kadınların gözyaşlarını silmek için kullanılan yaka mendilleri günümüzde şıklığın göstergesi olarak kullanılıyor. Bir zamanlar modernliğin ve şehirli olmanın ifadesi olan kravatların ise tahtını epeyce bir sallıyor.

Şimdilerde bakımlı olmanın, şehirli görünmenin, modern giyinmenin karşılığını boyuna takılan kravatlar ile değil ceket ceplerine iliştirilen mendillerle simgeliyor tüm modacılar. Koleksiyonlarında kravatsız takımlara çok daha fazla yer verirken en güzel, en şık resmi giysilerin giyildiği, filmler kadar konuşulan Oscar törenlerinde dahi aktörlerin kravat yerine yaka mendillerini tercih ettiğini görüyoruz. Amaç giysiyi güzelleştirmek için aksesuar kullanmaksa işte size boyunları kasmayacak, daraldığınızda ceket cebini boylamayacak bir aksesuar yaka mendilleri. Zaten cepte...

***

Kravatı attık, mendil takmaya başladık

Aksesuar olan mendiller ipek, ipek saten, koton ve keten gibi kumaşlardan hazırlanıyor.

Her tarz takım ile kullanılabilen yaka mendilleri farklı biçimlerde katlanarak tarzını belirliyor. Hazır katlanmış mendiller kullanmayın, siz katlamayı deneyin.

Smokin gibi yarı resmi giysi ile kullanacağınızda mutlaka beyaz ve kolalı olmasına dikkat edilmeli. Katlanma şekli ise düz ve cepten sadece bir parmak görünecek şekilde olmalıdır.

Kenarları elde kıvrılmış ipek mendiller en şık olanlarıdır.

Serbest bir şekilde ortasından tutulup cepten sarkıtılan katlama şekli günlük giyim stili için uygundur. Çok daha genç ve dinamik bir duruş sergiler.

Kravat takmayı sevmeyenler cep mendilleri ile iş yaşamlarında dahi şık ve bakımlı olabilirler.

Hafta sonları yaz ise keten, kış ise koton mendilleri rahatça kullanabilirsiniz.

Desenli olanlar giysinize çok daha spor ve gündelik şıklık kazandırırken düz renkli olanları zarif etki bırakır.

Hem kravat hem de cep mendili kullanmayı seviyorsanız kravatınız ile aynı renkte olanları tercih etmeyin. Farklı bir renk kullanın.

Kravatsız kombinlerde gömleğinize uygun renkte bir mendil kullanın.

Klasik giyimde, kare biçiminde katlanmış cepten bir cm kadar dışarıda görünen şekil doğru olandır.

Kilolu beyler, yaka mendili ile dikkati göbekten yakaya çekerek daha inceymiş gibi görünebilir.

ZAMAN

Modern zaman hastalıklarından korunma yolları



Yaşam tarzlarının değişmesiyle artan hareketsizlik, çeşitli hastalıkları da beraberinde getiriyor.

Bel, boyun ve bilek ağrıları, göz hastalıkları ve varis bunların başında geliyor. Sema Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Burcu Önal, günümüzde en sık görülen hastalıklarla ilgili pratik çözüm önerileri sunuyor.

Her geçen gün teknolojinin aşama kaydetmesi ile birlikte hayatımıza yenilikler giriyor ve işlerimiz bir nebze daha kolaylaşıyor. Artık resmi işlemlerimizi bilgisayar başında oturarak halledebiliyor, alışverişlerimizi bir tıkla yapabiliyoruz. Alışverişe bilgisayar ile çıkarken ev içi işlerde çamaşır, bulaşık, halı yıkama makinesi, elektrik süpürgesi gibi aletler en büyük yardımcımız oluyor. Her daim elimizde tuttuğumuz bir kumanda var sanki ve biz o kumanda ile oturduğumuz yerden işlerimizi tamamlıyor, hayatımızı şekillendiriyoruz. Evde koltuğumuzda, işte sandalyemizde, yolculuk yaparken de aracımızda oturuyoruz, oturuyoruz... Belki bilgisayar, evde bize yardımcı olan makineler ya da ayağımızı yerden kesen otomobil sayesinde zamandan tasarruf sağlıyoruz ama kaybettiğimiz çok daha önemli bir şey var. Üstelik kaybettiğimiz şey bizim en değerlimiz; yani sağlımız.

İnsanlar artık eskiden olduğu gibi hareketli olmadığından hemen herkesi etkisi altına almış belli başlı hastalıklar var. Kiminde bu hastalıklar ileri boyutlara ulaşmış, kiminde ise henüz başlangıç safhasında seyrediyor. Son zamanlarda en sık görülen hastalıklardan; bel ve boyun fıtığı, karpaltunel sendromu denilen bilek ağrısı, varis, bacak bacak üzerine atmaktan kaynaklanan kan pıhtılaşması ve omurga disklerinin kayması başı çekiyor. Eğer bu hastalıklardan muzdaripseniz ve daha kötü boyutlara ulaşmasını istemiyorsanız Sema Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Burcu Önal'ın pratik çözüm önerilerini dikkate almanız yararınıza olacak. e.keskin@zaman.com.tr

Bacak bacak üstüne atmak

Bacak bacak üstüne atarak oturmak özellikle bel fıtığı hastaları için tehlike taşıyor. Geçtiğimiz günlerde gündeme gelen M.J. Sağlık Yönetimi adlı kuruluşun raporunda bu oturuş şeklinin kan akışını engellediği, buna bağlı kan pıhtılaşması, bel burkulması ve incinmesi, omurga disklerinin kayması ve omurgada anormal eğrilik gibi ciddi rahatsızlıklara sebep olduğu açıklandı. Önal, dizlerin 90 derece bükülü olduğu oturuş pozisyonlarını önerdiklerini dile getiriyor. Sandalyelerin, ayak tabanının yere 90 derece açıyla yani tam basacak şekilde ayarlanması gerektiğini aktarıyor. Önal, ayakta dururken ise "Bir bacak önde bir bacak geride ya da iki bacak omuz hizasında açık şekilde durulmalı." diyor.

VARİS

Toplardamarların genişleyerek kıvrımlı, bükümlü hâl alması ve deri altında görülür şekle gelmesine varis deniyor. Varis, uzun süre ayakta kalmaktan ya da uzun süre oturmaktan kaynaklanıyor. Bu sebeple fırsat bulunduğunda ayakların yukarı kaldırılarak kan dolaşımının rahatlatılması gerekiyor. Önal bu hareketin yapılamaması durumunda, "En azından ayaklar ileri geri hareket ettirilmeli. Akşam eve geldiğinizde bacaklarınızı kalp seviyesinin üzerinde olacak şekilde uzatıp dinlenmeye çalışmanız da yararlı olacaktır." diyor. Yatmadan önce soğuk suyla masaj yapmanın da fayda sağlayacağını sözlerine ekliyor. Sıcak, varisi tetiklediğinden çok sıcak suyla banyo yapmaktan ya da kaplıca, sauna gibi ortamlardan kaçınmak gerekiyor.

Bel ağrıları

Dr. Burcu Önal bel ağrılarının fıtığa dönüşmemesi için ağır kaldırmamaya, karda ya da buzda kayıp düşmemeye, dengesiz yük taşımamaya (tek kolla), uzaktaki bir şeyi uzanarak kaldırmamaya özen gösterilmesi gerektiğini ifade ediyor. Ev temizliklerini dinlenerek yapmak da önem taşıyor.

Egzersizler: Bel çevresindeki kasların ve bağların güçlenmesi için yapmanız gereken en önemli sporlar yüzme, bisiklet çevirme ve yürüyüş. Bunun yanında sırt üstü yatarak bacakları karına doğru çekmek, yine sırt üstü yatarken dizleri kırıp ayakları yere basmak ve kalçayı yavaşça kaldırıp 10'a kadar sayıp indirmek, bacakları düz olarak teker teker kaldırıp indirmek, ayaklarını uzatarak yere oturmak ve dizleri hafif kırıp ayakların ucuna dokunmaya çalışmak bel ağrıları için tavsiye edilen egzersizlerin başında geliyor. Önal, egzersizlerin uzman kontrolünde yapılmasını da ayrıca vurguluyor.

Boyun ağrıları

Boyun fıtığına yakalanmamak için devamlı aynı noktaya bakmaktan, bilgisayar başında uzun süre kalmaktan (özellikle bilgisayar tam karşıda ve göz hizasında değilse), yatarak televizyon izlemekten, uzun süren araba seyahatlerinden ve başa gelen darbelere sebep olabilecek spor dallarıyla uğraşmaktan kaçınmak gerekiyor. Dr. Burcu Önal, ortopedik yastık kullanımının ve sırt üstü yatış pozisyonunun ağrılara iyi gelebileceğini kaydediyor. Ayrıca fıtığı engelleyecek en önemli şeyin egzersizler olduğunu dile getiriyor. Önal'ın tavsiye ettiği egzersizler şunlar:

Egzersizler: Çene göğse değecek şekilde başı öne eğme ve 10'a kadar sayma, iki el üst üste gelecek şekilde alına el ayası ile direnç uygulama, başı öne eğdikten sonra elleri aynı şekilde enseye koyarak direnç uygulama ve sonrasında başı geriye yatırma, başı sağa çevirip 10'a kadar sayma, başı sola çevirip 10'a kadar sayma ve her hareketi 10 kez tekrarlama.

Çay kahve tüketimi

İş ortamlarında sıklıkla içilen çay ve kahvenin aşırı tüketiminden de kaçınmak gerekiyor. Çünkü bunların çok içilmesi kalsiyum emiliminin azalmasına sebep oluyor. Bundan dolayı özellikle kemik erimesi bulunan hastalarda çay ve kahvenin kısıtlanması gerekiyor. Önal, bunların yerine bitkisel çayları, süt ve ayran gibi besleyici ürünleri tavsiye ediyor.

Karpaltunel sendromu

El bilek kanalının bağ dokularında gelişen ödemin, sinirlere baskı yapması sonucunda karpaltunel sendromu meydana geliyor. El işlerine düşkün ev hanımları ve uzun süre fare kullanan kişiler hastalığa maruz kalanların başında geliyor. Dr. Burcu Önal, bilgisayar kullanan kişilerin fareyi kullandığı elini sabit tutması gerektiğini ifade ediyor. Kadınların da örgü, dantel gibi işleri azaltmasını öneriyor. Eli içe bükerek uyunmaması önem taşıyor. Hastalığın en şiddetli olduğu dönemde ise buz uygulanması ile ödem azaltılmaya çalışılıyor. Eczanelerden alabileceğiniz 'atel'i kullanmak da ağrıların hafiflemesini sağlayacaktır.

Göz bozukluğu

Bilgisayara uzun süre bakmaktan kaynaklanan göz kuruluğuna bağlı gözde yanma, batma ve kızarıklık da son zamanların en sık rastlanan hastalıklarından. Bilgisayar ekranına aşağıdan bakıldığında göz kapağı daha fazla açılıyor ve gözlerin daha çok kurumasına neden oluyor. Bu sebeple bilgisayarın göz hizasından yukarıda olmaması gerekiyor. Kuruluğun engellenmesi için gözler zaman zaman 3-4 saniye kapalı tutularak egzersiz yapılabilir, böylelikle sıvı dengesi ayarlanabiliyor. Ayrıca göz sağlığı açısından bilgisayar ekranına yaklaşık 70 cm mesafeden bakmak gerekiyor. ZAMAN


Et, patlıcan ve domatesin sihirli buluşması: Tokat kebabı

Tokat kebabı ustası Hacı Osman

Hacı Osman usta, 13 yaşından beri kebap şişine patlıcan, et ve domates diziyor. 48 yıllık deneyime sahip.

Gürgen odununun ateşinde pişen bu leziz kebaptan tatmak için rotanızı Tokat'a 28 km uzaklıktaki Pazar ilçesine çevirebilirsiniz.

Kebap ve yemek tatlarının birbirine girdiği damak tadı yavaş yavaş kaybolmaya yüz tutsa da eşine az rastlanır ustalarla Anadolu mutfağının geleneksel lezzetini yakalamak mümkün. Yıllarını Tokat kebabı yapmaya adayan Hacı Osman usta bunlardan biri. 62 yaşında olmasına rağmen misafirlerine 48 yıllık deneyimi ile hizmet veren Hacı Osman ustanın en büyük sevinci, kebabı yedikten sonra memnuniyeti yüzünden okunan misafirleri.

Tokat kebabının merkezi sayılan Pazar ilçesinde 13 yaşındayken babası Hasan ustanın yanında işe başlayan Hacı Osman usta, mesleğini bir sonraki kuşağa aktaramamaktan şikayetçi. "Öğretmekte kıskanç değilim ama çok titizim. Bu işi gerçekten başarabilecek birine işin inceliklerini öğretmek istiyorum." diyor. Usta, yanında birkaç yıl çalışanın 'ben usta oldum." diyerek' dükkan açtığını ama bir süre sonra kapatmak zorunda kaldığını belirtiyor ve "Damak tadını yakalayamıyorlar." diyor.

Gerçek damak tadını yakalamak için bazı sırları da bizimle paylaşan Hacı Osman usta, Tokat'ta lokantaların transfer listelerinin baş sırasında yer alıyor. 'İlde herkes Tokat kebabı yapıyor, hatta evlerde bile...' diyen Osman usta, önemli olanın kebap yaparken incelikleri göz önünde bulundurmak olduğunu anlatıyor.

Elimizden tutup bizi mutfağına götürüyor. Tokat kebabı fırını kendine münhasır bir yapıya sahip. Çengelli şişlere geçirilen et ve sebzeler iki tarafında ateş yanan demir çubuğa takılıyor. Etler ve sebzeler yavaş yavaş pişerken bir gözü ateşte olan Osman Usta bu işte zamanlamanın çok önemli olduğunu söylüyor. "Eti gürgen odunu ile yanan ateşte fazla bırakırsan yakarsın, etin tadını alabilmek için fırının arka kısmındaki hazne bölümüne zamanında itmelisin." diyor. Fırının orta kısmındaki boşluğa akan kuzu etinin ve sebzelerin suyu ise özel bir kapta biriktirerek kebabın domates sosuna katılıyor.

İşin olmazsa olmaz noktalarından biri kullanılan malzeme. Kesinlikle satır ile bölünmüş etin mutfağında girmediğini belirten usta, kebabında kullandığı kuzu etini ve kuyruk yağını kendi seçiyor. Domates, biber, çekirdeksiz patlıcan ve sarımsak ise Tokat'tan tedarik ediliyor. Tokat kebabını tadarken gerçek bir ustanın elinden yemek yemenin tadına varıyoruz. Her lokmasında 48 yıllık emeğin sırrı gizli. Tokat denilince akla Tokat kebabı, kebap denilince neden Hacı Osman usta geldiğini daha iyi anlıyoruz.

Tokat kebabının incelikleri

Nisan ayında yapımına başlanan Tokat kebabında kuzu eti kullanılıyor.

Genelde Tokat bölgesinde üretilen çekirdeksiz patlıcan, domates ve yeşil sivri biber ile kuyruk yağı, kebabın olmazsa olmazı.

Et, patlıcan, patates vs. şişe rampalı takılıyor.

Tokat kebabına has yapılan çift yönlü fırında gürgen odunu kullanılıyor. Gürgen odunu is yapmıyor, etin güzel pişmesini sağlıyor.

Ateşte biraz pişen et fırının hazne denen arka kısmına veriliyor. Böylece daha düşük ateşte yavaş yavaş pişmesi sağlanıyor. ZAMAN

KÜRŞAT BAYHAN
06 Şubat 2010, Cumartesi

Moda rüzgârı esti geçti

Moda rüzgârı esti geçti
İstanbul Fashion Week/İstanbul Moda Haftası'nın açılışını (soldan) Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, ünlü Hollywood yıldızı Meg Ryan ve İTKİB Başkanı Hikmet Tanrıverdi birlikte yaptı.
İstanbul Moda Haftası, bugün sona eriyor. Eğer meraklısı iseniz Mehtap Elaidi, Hakan Yıldırım ve BNG'nin defilelerini Santralistanbul'da izleyebilirsiniz.




Bu organizasyona sadece moda penceresinden bakmamak gerekiyor. Çünkü İstanbul'un, Avrupa'nın ve ortadoğunun çekim merkezi haline gelmesine önemli bir katkısı var.

Ünlü Hollywood yıldızı Meg Ryan'ın katılımıyla çarşamba günü açılan İstanbul Moda Haftası'nın bugün son günü. Meraklılar ve tasarımcılar üç gün içerisinde bol bol defile izledi, yeni trendlerden haberdar oldu. Türk tasarımcıları ve moda markaları 2010-2011 kış koleksiyonlarını ilk defa görücüye çıkardı. Vitrinler hâlâ 2009-2010 kış sezonuna ait ürünleri sergileyedursun, 4 gün süren bu performansı yüksek organizasyonda, gelecek sezonun değil daha sonraki sezonların koleksiyonları da ziyaretçilerle tanıştırıldı.

Bu moda haftası gösteriyor ki; Türkiye sadece fason yapan bir ülke değil, tasarımcısıyla, kaliteli markaları ile dünya modasını peşinden sürükleyecek potansiyele sahip büyük ve önemli bir tekstil ülkesi. Hem Avrupa'ya hem de Asya'ya yakın olması bunun yanı sıra her iki kültürü çok iyi analiz ediyor olması tekstilin olmazsa olmazı tasarımı bir kat daha güçlü kılıyor. Hem de ülkemizi çekim merkezi haline getiriyor. Ben de çekime kapılıp İstanbul Moda Haftası'nı takip ettim ve yeni trendleri not aldım:

GIZIA: Futuristik formların, gri erkeksi sert kumaşlarda yeniden yorumlandığı 2010/2011 sonbahar-kış Gizia koleksiyonu 40 parçalık bir defile ile tanıtıldı. Metal etkisi taşıyan empirme ve grilerin ağırlıkta olduğu leopar desenli ipeksi kumaşlar, neon renklerin birlikteliği ve parlak taşların cazibesi ile 2011 yılında kadınların maskülen kumaşlar olsa dahi feminen çizgiden kopamayacağının sinyallerini verdi.

PIERRE CARDIN: Markanın gençleşme hareketinin simgesi Weekend 2010-2011 kışında otomobil yarışlarından ilham almış. Motor sesleri ve damalı bayrakla başlayan defile milli rallici Burcu Çetinkaya ve pist pilotu Mert Aytuğ'un podyumda yer alması ile devam etti. Konforlu ve dinamik görünen jean pantolonlar, yumuşak yüzeyli yıkamalı ekose gömlekler, tek ceketlerde koton kumaşlar ve parça boyalı ceketler, farklı desen ve armalarla zenginleştirilmiş kazaklar ve en önemlisi erkekleri erkek gibi giydiren ama aynı zamanda renkli dünyaların kapısını aralayacakları bir koleksiyon bekliyor önümüzdeki kış.

KUZU DERİ: Kürk ve deriyle kumaş gibi oynayan marka, kullandığı parlak taş ve zincirlerle çok şık bir koleksiyona imza atmış. Farklı dokuların bir arada kullanıldığı tasarımlarda yakalar ve aksesuarlar dikkat çekiyor. Bileklik gibi duran kol aksesuarları ise adeta lüksün simgesi olarak karşımıza çıktı.

GIOVANE GENTILE: Farklı zevk sahibi erkeklere 3 ayrı koleksiyon ile seslenen marka, konfor ve şıklığı bir arada sunuyor. Koleksiyonların her biri kalite ve detay ayrıntıları ile tasarlanırken günümüz şehirli ve bakımlı erkeği düşünülmüş. Günümüz moda trendlerini yeni açılımlarla zenginleştiren yaratıcı ve global kendine özgü çizgisinden ödün vermeden moda anlayışını estetik değerler ile birleştiren marka tamamen doğal elyaflardan üretilen yüksek kalite kumaşlar ile hazırlanmış.

ÖZGÜR MASUR: Yeni nesil moda tasarımcılarımızdan Özgür Masur 'Protez-sto' adını verdiği koleksiyonda kaşe, keçe ve ipek krepler kullanmış. Tasarlanan modellere monte edilmiş geometrik ve origamik detaylar, bedene uyarlanan kıyafetlere tam anlamıyla takma, protez havası veriyor. Ağırlıklı siyah ve beyaz renklerin kullanıldığı koleksiyon iddialı detaylarına karşın, kadının zarafetini yansıtan sade bir şıklık sunuyor.

Birbirinden farklı koleksiyonların, şık parçaların ve dünya modasını şaşırtacak tasarımların yer aldığı moda haftasında kimler yok ki; muhteşem kesimleri oyuncak gibi evirip çeviren BNG, trikolara yeni bir yorum getiren İdil Tarzi, yalın kesimleri, inanılmaz detayları ile harmanlayan Bahar Korçan, aynı ismi taşıdığı dedesi Niyazi Erdoğan'a ithafen hazırladığı geleneksel simgeler taşıyan koleksiyonu Ayna ile Niyazi Erdoğan, Karakarga adını verdiği simsiyah koleksiyonu ile Hatice Gökçe ve daha birçok başarılı markayı yakından takip edebileceğiniz moda haftasının bugün son günü. Meraklısı iseniz, kendinizi tasarımın büyüsüne bırakın! ZAMAN

YAZI - REYHAN YAZICI - (TASARIMCI)
06 Şubat 2010, Cumartesi
 
Copyright © 2013 Tesettür Moda
Distributed By Free Premium Themes. Powered byBlogger